27 Şubat 2009

Haftasonu TV'de Futbol




27 Şubat Cuma

20.00 // Beşiktaş - İstanbul Büyükşehir Bld. (LİG TV)
21.30 // Köln - Arminia Bielefeld (KANAL 24)
21.45 // PSV - Heerenveen (FUTBOL SMART)
23.00 // Benfica - Leixoes (SPORMAX)

28 Şubat Cumartesi

13.00 // Giresunspor - Adanaspor (D SPOR)
14.30 // Hamilton - Rangers (FUTBOL SMART)
14.45 // Everton - West Bromwich (SPORMAX)
16.30 // Dortmund - Hoffenheim (KANAL 24)
17.00 // Celtic - St.Mirren (FUTBOL SMART)
17.00 // Middlesbrough - Liverpool (SPORMAX)
19.00 // Fenerbahçe - Sivasspor (LİG TV)
20.00 // Valenciennes - Lille (KANAL A)
21.30 // Juventus - Napoli (NTVSPOR)
22.00 // Auxerre - Toulouse (KANAL A)
22.30 // Porto - Sporting Lisbon (SPORMAX)
23.00 // Espanyol - Real Madrid (NTV)

1 Mart Pazar

13.00 // Orduspor - Samsunspor (D SPOR)
14.30 // West Ham - Manchester City (SPORMAX)
15.15 // Antalyaspor - Trabzonspor (LİG TV)
16.00 // Sampdoria - Milan (NTVSPOR)
17.00 // Manchester United - Tottenham (KANAL A)
18.00 // Werder Bremen - Bayern Munih (KANAL 24)
19.00 // Konyaspor - Galatasaray (LİG TV)
21.30 // Inter - Roma (NTV)
22.00 // Lyon - Rennes (KANAL A)

Galatasaray 4 - 3 Bordeux

Dışarıda olduğumdan izleyemediğim bir karşılaşmaydı ama ona rağmen bu maç hakkında da birşeyler yazmak istedim. Fransa'dan 0-0 ile dönen Galatasaray kağıt üzerinde avantajlı skoru elde etmişti aslında. Daha 2 gün önce kovulan Skibbe bile Galatasaray turu geçer diyordu, Fransa'da Gourcuff'lu Bordeux'yu gördükten sonra ben de farklı düşünmüyordum. Üstüne Gourcuff'un İstanbul'a getirilmediğini de öğrendikten sonra Bülent'in turu vermesi için ekstra çaba sarfetmesi lazımdı.

Henüz 1. dakikada gol yemesine rağmen skoru 3-1'e getiren Galatasaray rahatlamış olmalıydı ki telefonuma düşen 3-3 mesajından sonra şaşırdım. Sonrasında Sabri turu getiren golü atmıştı atmasına da bu kadar çabuk ve fazlaca yenen goller sonraki turlar için umut vermedi bana. Gelecek turda oynanacak olan HSV, biraz daha hızlı oynamayı seven ve çabuk oyunculardan kurulu bir ekip. Bu turda da Galatasaray'ın %51 şansı var diyebilmem için ilk maçı deplasmanda oynamaları şart.

Şampiyonlar Ligi

Son 16'da ilk maçlarda alınan skorlar, koyu yazdıklarım turu geçer diye düşündüklerim;

Atletico 2 - 2 Porto
Lyon 1 - 1 Barcelona
Arsenal 1 - 0 Roma*
Inter 0 - 0 Manchester

Real Madrid 0 - 1 Liverpool
Chelsea 1 - 0 Juventus
Villarreal 1 - 1 PAO
Sporting 0 - 5 Bayern

*Rövanş maçları arasında en çetin geçmesini beklediğim maç bu maç. Arsenal skor avantajına sahip olsa da, kontra atağa iyi çıkan bir takım olsa da sanki Roma turu alacak gibi geliyor. Ama bahis oynasam vereceğim son maç olur. :)

22 Şubat 2009

Gençlerbirliği 1 - 0 Fenerbahçe

Geçen hafta Hacettepe karşısında gelen 7-0'lık galibiyet, haftaiçinde yönetimden Ali Koç ve Şekip Mosturoğlu'nun güven veren açıklamaları taraftarlar üzerindeki stresi bir nebze de olsa kırmaya başlamıştı. Ancak bu maçta oynanan ruhsuz futbol, böylesine kritik bir dönemeçte bile sahaya hiçbirşey yansıtamayan futbolcular, hepsi yalancı baharmış...

İki hafta önce 10 kişi kalan rakip karşısında koca bir 45 dakika boyunca beraberliği yakalayamayan kadronun, ligin çıkışta olan takımlarından birinin sahasında oynadığı maçı çevirmesine bahis oynar mısınız? Ben, topun yuvarlana yuvarlana Fenerbahçe ağlarıyla buluştuğu posizyondan sonra maç bitti dedim, sahadakiler de beni yanıltmadılar. Uzun süredir geçen sezon Avrupa'nın devlerine kafa tutan bu takımın, bu sezon nasıl bir evrim geçirip ikinci sınıf Anadolu takımlarına karşı bile maçta baskı kuramadığını düşünüyorum ama gel de çık işin içinden çıkabilirsen. Sahada oyuncular arasındaki kopukluğu görmek için maçı stattan izlemeye gerek yok TV başından da rahatlıkla görülebiliyor yeter ki yerleri değil maçı izle (!)

70'lik futbol uleması Aragones kulüp takımı yönetmenin, milli takımlarda kulüplerinden hazır idmanlı gelmiş oyuncuları kara tahta üzerinde sahaya yerleştirmeye benzemediğini idrak edebilmiş midir acaba? Peki ya Fenerbahçe'nin Türkiye Ligi'nde her sene şampiyonluğa oynayan bir takım olması gerektiğinin bilincinde midir? Bu camia deplasmanlarda alınan 1 puana eyvallah etmez, sahasında değil beraberlik rakip kim olursa olsun galibiyet ister. Hatta bir adım daha ileri gideceğim bu kulüpte başkanlar takımı yürüye yürüye şampiyon yapamadıkları için hocalarını kapı önüne koymuşlardır. Şimdi bu çerçeveyle bir de bu sezona bakalım. Uzun bir aradan sonra eldeki kadro oturmuş olmasına rağmen Avrupa'da baharı bile görememişiz, ligde deplasmanda aldığımız galibiyet değil, beraberliği hatırlayamaz duruma gelmişiz, Kadıköy'de bir zamanlar 4'ten az yiyelim hedefiyle maça çıkanlar şimdi 1 puan aldıklarında kaçırdıkları galibiyet için yakınır olmuşlar ve en önemlisi daha 25. hafta gelmeden taraftarların şampiyonluk ümitleri çoktan tükenmiş. Bütün bunların baş mimarı ise maçlarda takımla değil, bir türlü iyileşmeyen dudağındaki uçukla ilgili. Parası tıkır tıkır ödeniyor, yönetimi ne yaparsa yapsın arkasında, oyuncuları istediği gibi eleştirebiliyor, güzel de bir şehirde yaşıyor canını sıkmasına gerek var mı ki, taraftar yeterince kafa yoruyor zaten.

Bu vahim tablo karşısında yönetimin yorumuysa çatır çatır hoca harcama devirleri geride kaldı, biz Avrupa Devi olma hedefiyle hocamızın sözleşmesi bitene kadar beraber çalışacağız. Tabi daha ilk yarının bitmesini bekleyemeden Schuster'i kapı önüne koyan Real Madrid yada Abramovich'in Chelsea'si Avrupa devi değil zaten. Yöneticilik kalıp fikirlerle, ezbere cümlelerle yapılmaz, öncelikle ileri görüşlü olacaksın. Kimse Aragones daha alışamadı diye kendisini kandırmasın bu hoca değil 6 ay Allah korusun 5 sene falan da kulüpte kalsa takımın yine başarılı olamayacağı açıktır. Bize Villa'yı, Torres'i, Xavi'yi, Silva'yı alıp şampiyonluklar getirecek değil, eldeki malzemeden en iyi verimi alıp ligi çözecek zeki ve başarıya aç teknik adamlar lazımdır. Ben merak ediyorum Aragones ile nasıl bir sözleşme yaptık biz, taraftarlara sorulmadan kulübün hisseleri falan mı önerildi tazminat olarak da hala gönderilmemesi konusunda diretiliyor. Yönetimin bu tutumla gelecek seçimlerden de zaferle ayrılması çok güçtür çünkü Fenerbahçe Spor Klübünün lokomotifi olan futbol branşı çoktan raydan çıkmıştır...

Daum ve Koch A.Ş.


Deplasman fatihi Christoph Daum'un Köln'ü dün de Bayern deplasmanında fırtına gibi esti. İlk yarıda duran toplardan bulduğu gollerle 2 farklı üstünlüğü yakalayan Köln ikinci yarıda başta kaleci Mondragon ve sol kanat Ehret'in olağanüstü oyunlarıyla Münih'ten 3 puanı kazıyarak aldı adeta. Bayern'de Klinssmann ikinci yarıya kurtarıcı rolü verdiği Hamit Altıntop ve Landon Donovan ile başladı nitekim bitime 10 dakika kala Hamit'in güzel ortasına yükselen van Buyten kafayı koyup farkı 1'e indirmesine rağmen Daum maçı almasını bildi. Köln'ü Koch gibi müthiş bir kondisyonerin çalıştırdığı belli. Oyuncular son dakikaya kadar deparlara kalktılar, kademede yorgunluktan doğan hatalar yapmadılar, sonucunda da hak ettikleri bir galibiyete daha imza attılar.

Fenerbahçe'de medyanın verdiği gazla; hep duran toptan goller geliyor, akıllı olsa Fenerbahçe 4 değil 8 atardı, sahaya 6 forvetle çıkıyor, Avrupa'da başarıyı yakalaması imkansız diye eleştirilip kapı önüne koydurulan Daum yeniden yarattığı Köln takımıyla en geç 2 sezon içerisinde şampiyonluk mücadelesi verecektir. Biz değerini bilemedik bari Almanlar bilsinler, yolun açık olsun Daum...

20 Şubat 2009

Haftasonu TV'de Futbol


20 Şubat Cuma
20.00 // Gaziantepspor - Beşiktaş (LIG TV)
21.30 // Schalke - Dortmund (KANAL 24)
23.00 // Pacos Ferreira - Porto (SPORMAX)

21 Şubat Cumartesi
14.45 // Aston Villa - Chelsea (SPORMAX)
15.00 // Trabzonspor - Denizlispor (LIG TV)
16.30 // Bayern Munich - Koln (KANAL 24)
17.00 // Bologna - Inter (NTV)
17.00 // Middlesbrough - Wigan (SPORMAX)
19.00 // Gençlerbirliği - Fenerbahçe (LIG TV)
19.00 // Roma - Siena (NTVSPOR)
19.30 // Manchester United - Blackburn (SPORMAX)
20.00 // Nancy - Lyon (KANAL A)
21.00 // Barcelona - Espanyol (NTVSPOR)
22.00 // Nice - Rennes (KANAL A)
22.00 // Sporting Lisbon - Benfica (SPORMAX)
23.00 // Sevilla - Atletico Madrid (NTVSPOR)

22 Şubat Pazar
15.00 // Sivasspor - Eskişehirspor (LIG TV)
15.30 // Fulham - West Bromwich (SPORMAX)
16.00 // Milan - Cagliari (NTV)
17.00 // Liverpool - Manchester City (SPORMAX)
18.00 // Bayer Leverkusen - Hamburg (KANAL 24)
18.00 // Marsilya - Le Mans (KANAL A)
19.00 // Galatasaray - Kocaelispor (LIG TV)
21.10 // Lanus - Boca Juniors (NTVSPOR)
22.00 // Lille - Monaco (KANAL A)

19 Şubat 2009

Fortis Türkiye Kupası

Fortis Türkiye Kupası'nda çekilen kuraların ardından Fenerbahçe - Sivasspor eşleşmesi ortaya çıkmış. Yanlış bilmiyorsam gelecek hafta Sivasspor'u Kadıköy'de lig maçı için ağırlarken hemen akabindeki hafta içerisinde ise kupa dolayısıyla ağırlayacağız. Turu geçecek tarafı tahmin etmek güç nitekim bu sezon Fenerbahçe'ye hiçbir maçta güvenemedim. Ancak şöyle de bir gerçek var ki artık futbolcular Sivasspor'u küçümsemiyorlar. Alex ve Carlos'un imza töreninde Sivas'ın şampiyonluk şansından ve ciddi bir rakip olduğundan söz etmeleri bunun en büyük kanıtıydı. Kupada diğer maç ise Beşiktaş ve Ankaraspor arasında oynanacak. Bu da kupa fikstürü;

04.03 // 22.04 Fenerbahçe - Sivasspor
04.03 // 22.04 Ankaraspor - Beşiktaş

16 Şubat 2009

Diego Alfredo Moreno Lugano "Tota"


Antu forumlarında gözüme çarpan ve Lugano'yu taraftarın neden çok sevdiğine dair güzel bir örnek daha vermek istedim blogda. Hacettepe karşısında Alex'in attığı ilk golden sonra oluşan bir sahne bu. Tüm futbolcular sevinç yumağı olmuşlar, haftalardır altında kaldıkları baskı ve stresi kırmanın mutluluğunu paylaşıyorlar. Ama bir dakika aralarında Lugano yok... Bardağın boş tarafını görmeyi, sansasyon yaratıp gazete satmayı amaçlayan bir muhabir olsaydım pekala "Sene sonu için bir İtalyan takımıyla anlaşan Lugano şimdiden kendini takımdan soyutladı, antremanlarda da arkadaşlarıyla arasının iyi olmadığı bildirildi, görüldü, gözlendi v.s." şeklinde bir cümle kurabilirdim. Fakat durum sanılandan çok daha farklı ve bizim Lugano'ya duyduğumuz hayranlığın nedenlerinden birisi; profesyonellik!

Golün ardından Hacettepe takımı toparlanmış ve santrada oyunu başlatmaya hazırlanıyor. Fenerbahçe'de ise Volkan dahil tüm takım yedek kulübesinde sevinç gösterisinde. Hakem düdüğü çalıp maçı başlatsa rakip boş kaleye topu yuvarlayıp skoru eşitleyecek. İşte tam da bu noktada Diego Lugano buna izin vermemek adına rakibin karşısında duvar gibi dikiliyor, oyun içerisinde asla taviz vermediği motivasyonunu bir kez daha sergiliyor. Diego zaafları olmayan bir savunma oyuncusu mu, bence kesinlikle değil ama günümüzde eşine zor rastlanır, işine sonsuz derecede saygı duyan bir futbolcu. Antremanlara 5dk önce gelip giden memur futbolcu zihniyetinde değil bir kere. Maç başladığı anda kafasında özel yaşamıyla alakalı herşeyi sildiği çok belli. İşine bağlılığı, motivasyonu ve hırsı onu zaman zaman agresifliğe ve itirazlara itse de Lugano agresif ve katı savunma adamı tanımına uyan sağlam bir oyuncu. İşte bu özelliklerin altın sayıldığı bu çağda Diego'ya Avrupa kulüplerinden teklif gelmesi değil gelmemesi şaşırtıcı olurdu. Bundan önce sevilen 2 futbolcuyu elinden kaçıran Fenerbahçe yönetimi her türlü fedakarlığı yapıp Lugano'yu takımda tutmalıdır. Emre Belözoğlu'nun, Güiza'nin 3,5m€ yıllık aldığı takımda taraftarın gözünde Diego Lugano'nun hakkı çok daha fazlasıdır. Umarım anlaşma en kısa sürede sağlanır ve Lugano ile ömür boyu sözleşme yapılır...

Raúl Di Stefano'yu geçti!

Dün akşam Real Madrid deplasmanda Sporting Gijon'u 4-0 ile geçerken Kaptan Raul 2 gole imzasını atıp toplamda 309 golle Real Madrid tarihinde en çok gol atan futbolcu oldu. Geçen yaz Ramos ile buluşup Tottenham'a transferi konuşup, Londra'daki hayatı sorduğunu itiraf eden Raul için White Hart Lane yolu gözükseydi şimdi bu listede ilk sıraya yerleşemeyecekti.

Real Madrid'te ise Juande Ramos'un gelişiyle birlikte gözle görülür bir toparlanma sürecine girildi gibi. Ortasahada yeni transfer Lassana Diarra çabuk adapte oldu, savunmadaki hataları da iyi örtmeye başladı, öte yandan forvette Nistelrooy'un yokluğuna rağmen Raul ve Higuain da fena idare etmiyorlar aslında. Bir diğer transfer Huntelaar henüz formayı kapamadı, yoksa o da tipik Hollanda ligi santraforu mu olacak zaman gösterecek. Postu bitirirken de Real Madrid tarihindeki en golcü futbolculara bir göz atalım;

Raul Gonzalez (Esp) // 309
Alfredo Di Stefano (Arg) // 307
Santillana (Esp) // 290
Hugo Sanchez (Mex) // 253
Ferenc Puskas (Hun) // 240

Inter 2 - 1 Milan


Henüz ilk dakikada Ibra'nın kafayla auta attığı top, altı pasta bomboş kalan Stankovic'in nutkunun bağlanmasıyla kaçırılan pozisyon Milan savunmasındaki sıkıntıyı su yüzüne çıkartıp gol geliyor dedirtirken Inter Adriano'nun tartışmalı golüyle öne geçti. Milan'da Pato Inter savunmasının arasında kaybolurken arka bloktan destek alamamanın da sıkıntısıyla ciddi pozisyonlar bulamadı. İlk yarının sonlarına doğru da Stankovic çok çok daha müsait pozisyonda atamadığı golü bu kez kaçırmadı ve ev sahibi devreyi 2-0 önde noktaladı. Milan yedek kulübesinde maçın seyrini değiştirebilecek çok fazla da oyuncu yoktu. Kaka'nın eksikliğini mücadele olarak Ronnie dolduramadı, defansta da artık Kaladze ve Maldini ikilisinin son kullanma tarihi geçmiş maalesef. 40 yaşındaki kaptan 30'luk gösterse de vücudu ona ihanet ediyor. İkinci yarıya daha temkinli başlayan Jose Mourinho'nun takımı istediğinden çok daha fazlasını aldı. Bu galibiyet Inter'de işleri yoluna koyarken Beckham'ı da kaybedecek olan Milan'da şimdiden gelecek sezonki hesapların yapılmasına başlanacaktır. Haydi bakalım Berlusconi pamuk eller cebe...

15 Şubat 2009

Fenerbahçe 7 - 0 Hacettepe

10 kişilik İBB karşısında kaybedilen maçtan sonra da söylediğim gibi bu sene Fenerbahçe'nin hiçbir maçından emin olamıyorum. Maçtan önce skor tahminimi sorsalar aklıma gelecek en son skor 5 ve üzeri fark olurdu herhalde. Maçtan önce kağıt üzerindeki kadroya baktığımda da zorlanabileceğimizi düşünüyordum. Bu sezonun bence en büyük kazancı Selçuk yok, Gökhan Gönül gibi varsa düşünmeden sağ beke konulacak adam cezalı, Lugano'nun ekürisi Edu Dracena sakat, Dani Güiza cezalı ve Yasin Çakmak da hastaymış ki bence bu iyi bir haberdi. Bu düşüncelerle maça başlarken Kaptan Alex attığı ilk golde bu geceye imzasını atacağının sinyallerini verdi aslında. Kaptan geceyi de 3 gol ve 3,5 asistle çifte istatistiklere ulaşarak tamamladı. (Lugano'nun golünde de öldürücü korner vuruşunun etkisi tartışılmaz.) Kaptanın bu başarısı bir mutlak doğruyu daha ispatladı aslında, Alex iyiyse kendi sahasında Fenerbahçe'yi yenmek imkansız.

Peki Aragones neyi doğru yaptı da bu skor ortaya çıktı, İspanyol hocanın katkısı neydi? Bana göre önceki maçlardan farklı birşeyler söylemedi. Sağ beke koyduğu Ali Bilgin o kanattan fazla hücum yemediğimiz için sırıtmadı. Ofansif yönü de daha kuvvetli olduğu için ileri çıkışlarında gerek Deivid ve gerekse de Gökhan Emreciksin'e iyi destek verdi. Ancak gelecek hafta Gençlerbirliği deplasmanında yine Ali oynatılırsa nasıl bir futbol sergiler korkuyorum açıkçası. Onun dışında Edu'nun yerinde oynatılan Önder de iyi futbol sergiledi. Bence Önder'in düşünülmesi gereken ilk mevki kesinlikle sağ bek değil ortadaki tandem olmalıdır. Bu bölgede daha fazla top kesip hücuma çıkma mantığı da olmadığından çok daha faydalı olur. Ayrıca UEFA listesine adı bile verilmeyen Deniz Barış, Selçuk Şahin'in yerine görev yaptı. Topsuz oyunda çok iyi olmasına rağmen geçtiğimiz sezon oynarayarak kazanmaya başladığı topu oyuna sokma özelliğini yine yitirmiş Deniz. Böyle olunca yanında görev yapan Emre de oyun kurmakta sıkıntı yaşayınca ileri uzun toplar atmaktan başka bir yol kalmayacaktır ki bu da eldeki kadronun oyun felsefesine son derece ters. Aragones'in öncelikle bazı şeyleri anlaması lazım. Türkiye'de Fenerbahçe ve diğer büyük takımlara karşı oynanan futbol sistemi bellidir. Kadıköy'e gelen takımların %90'ı atmaktan ziyade attırmamak üzerine oyun planlarını kurarlar. Herkesin söylediği çift forvet ısrarından vazgeçtim eğer tek forvet oynatacaksan dahi ilk tercihin Semih Şentürk olmalıdır. Çünkü Semih ileride top indirip, saklayabilen bir oyuncu. Ayrıca aldığı topları da oldukça iyi bir şekilde dağıtıp, arkadan gelen arkadaşlarına da boşluklar yaratıyor. Katı savunmaları ancak Semih ile aşabiliriz. Güiza ise daha ziyade bir kontraatak oyuncusudur. Önüne atacaksın ve gücü yettiğince gidecek. Gücü yettiğince diyorum çünkü fizik açıdan yetersiz ve ilk geldiği zamanki mücadele seviyesinin de altında. Sonuç olarak sorumun cevabı Aragones'in bu galibiyette katkısının yine minimum olduğudur. Kuvvetle muhtemel haftaiçinde Başkan'ın verdiği öğütlerin sahaya yansımasıydı bu skor.

Eski adıyla Oftaşspor yeni adıyla Hacettepespor'un şanssızlığı ise bizimle Fenerbahçe'nin köşeye sıkışmış olduğu bir dönemde karşılaşmaları oldu. Geçmişe baktığımızda Fenerbahçe hep bu tip kötü günlerinde elindeki kadro iyiyse enteresan sonuçlara imza atmış bir takımdır. Anadolu takımları seyyahı Erdoğan Arıca'nın yine ikilemde kalan sistemiyle Ankara ekibi sahaya hiçbirşey yansıtamadı. İlk yarıda skor 5'lenmiş belli ki bu oyun şablonuyla devam edersen bir 5 tane daha yiyeceksin ama ısrarla takımı hücuma çıkarmaya çalışıyorsun. Bu skorda Fenerbahçe takımı kadar Arıca'nın da payı büyük oldu. Açıkçası bu oyun anlayışı ve kurgusuyla Hacettepespor'un bu sezon kümede kalmasını çok güç buluyorum.

Ve son olarak da Kadıköy'ün zemininden bahsetmek lazım. Milyonlarca euro harcayıp, yıldızlar karması oluşturma hedefiyle süper yıldızları takımımıza katıyoruz. Ekonomik alanda inanılmaz başarılara imza atıp uluslararası futbol ekonomisi liginde dünyada 19. sıraya yerleşiyoruz, okyanuslarda savaşıyoruz ama çayda boğuluyoruz. Ben böyle kötü bir sahayı ancak bizim semt takımı Küçükköyspor'da gördüm ki iki takımın bütçesini ve ekonomik değerini karşılaştırabilecek bir cetvel yok. Sahanın geçmişini ve nehir yatağı üzerinde kurulu olduğunu biliyorum, tüm tribünlerin kapalı olmasından ötürü çimlerin ışık alma konusunda ufak tefek problemleri olabileceğini de biliyorum ama bunlar bu çağda problem olamaz, olmamalı. İngiltere'de 7/24 hava kapalı ve yağmurluyken stadların birçoğunun zemini mükemmel durumda. Keza Alman liginde sahası kötü 1 tane takım gösteremezsiniz. Yönetim ciddiyetle bu sorunu masaya yatırıp, stadın üstünün kapatılması projesinden önce bu konuyu ele almalıdır. Böyle bir stada üstelik UEFA Kupası 2009 finalinin yapılacağı stada bu zemin kesinlikle yakışmıyor. Bu konu hakkında da detaylı bir araştırma yapıp blogda yayınlama düşüncesindeyim...

14 Şubat 2009

Sahibinden satılık UEFA Madalyası!

Galatasaray ile 2000 yılında UEFA Kupasına uzanan Alper Tezcan'dan bahsediyorum. Tezcan'ın hazin hikayesini futbolla içli dışlı olup da bilmeyen yoktur sanıyorum, varsa da Google'ın nimetlerinden faydalanıp öğrenebilir. Alper Tezcan, haklı tabiriyle dünyada sadece 20 tane olan ve bir ömür boyu gururla saklayacağı anısını şimdi ailesi için satmak durumunda. Futbolda dün yoktur tamam biliyoruz ama bunun adı kesinlikle dün değil vefasızlıktır. Geçirdiği ağır sakatlıklarda dahil yalnız bırakılan, kulüpten dışlanan ve tedavi masraflarını kendisi karşılayan Alper Tezcan'a bakalım bugün kim yardım eli uzatacak? O şeref madalyası artık açık artırmada...

Hazır vefadan bahsetmişken güzel işlerden konuşmamakta doğru olmaz sanırım. 2006 yılında Manisaspor - Galatasaray maçında kalp spazmı geçirip ölümden dönen Michael Meduna bu hastalık sonrası geçici olarak futbolu bırakmak zorunda kaldı. Bu dönemde futbolcusuna sahip çıkan Manisaspor yönetimi futbolcunun tüm alacaklarını ödediği gibi, ülkesinde yaşamını sürdürebilmesi için de kendisine Vestel bayiliği açmak için girişimlerde bulunmuş. Sonuç alındı mı bilemiyorum ama ülkemizden bu tip güzel örneklerin çıktığını görmek de içimi rahatlattı.

Meduna halen futboldan kopamamış olacak ki Azrail'e inat Avusturya amatör lig takımlarından ASKÖ Pregarten takımında top koşturuyormuş.

13 Şubat 2009

Haftasonu TV'de Futbol

13 Şubat Cuma
21.30 Hoffenheim - B.Leverkusen// KANAL 24
14 Şubat Cumartesi
15.00 Antalyaspor - Galatasaray// LIG TV
16.30 H.Berlin - B.Münih// KANAL 24
17.00 Portsmouth - Man.City// SPORMAX
17.00 West Ham - M.Brough// NTVSPOR
19.00 Fenerbahçe - Hacettepe// LIG TV
19.00 Lazio - Torino// NTVSPOR
20.00 Bordeaux - Grenoble// KANAL A
21.00 R. Betis - Barcelona// NTVSPOR
22.00 PSG - St. Etienne// KANAL A
23.00 Valencia - Malaga// NTVSPOR
15 Şubat Pazar
15.00 Bursaspor - Sivasspor// LIG TV
16.00 Juventus - Sampdoria// NTVSPOR
18.00 Hamburg - A. Biefeld// KANAL 24
18.00 Lyon - Le Havre// KANAL A
18.30 Derby County - Man. United// NTVSPOR
19.00 Beşiktaş - Trabzonspor// LIGTV
21.00 Porto - Rio Ave// SPORMAX
21.30 Inter- Milan// NTVSPOR
22.00 Monaco - Marsilya// KANAL A

12 Şubat 2009

Premier Lig ve İngiliz Milli Takımı


David James
Glen Johnson - Phil Jagielka - John Terry - Ashley Cole
Wright Phillips - Michael Carrick - Gareth Barry - Stewart Downing
Emile Hesky - Gabriel Agbonlahor

Yukarıdaki kadro Capello'nun İspanya maçında sahaya sürdüğü ilk 11. John Terry ve Carrick'i çıkarsan kadroda İngilizlerin süper güçlerinden tek isim bile yok. Kalede ne zaman görsem acaba yine nasıl bir gol yiyecek diye maçtan çok merak ettiğim David James, forvette ihtiyar delikanlı Emile Heskey, Chelsea'nin çıkmaları Philips ve Johnson'a sağ kanat emanet. Robbie Fowler ve Andrew Cole da çağrılabilirmiş pekala.

Peki bu vahim kadroda suçlu Capello mu, bence en son kabahat aranması gereken kişi Capello'dur. Çünkü İtalyan Hoca'nın elinde dışarıdan oldukça gösterişli fakat gerçekte içi boş bir takım var. Arsenal, Chelsea, Liverpool ve Manchester kardeşliği her milliyetten futbolcular için milyoncuklarını konuştururken, İngiliz futbolcular yetişmek ve üst düzeyde futbol oynayabilmek için sadece Coca-Cola Championship'in eline bakıyor. Bugünlerde eskisi kadar sık tartışılmasa da bizdeki yabancı sınırlamasını kaldırmanın olumsuz yönlerini gösterebilecek en güzel örnek bence. İngilizler dünyanın en pahalı ve en gösterişli ligini oluşturmak için verdikleri çabanın yarısını milli takımları için verseler diğer Avrupa devleriyle boy ölçüşebilirler ama şu anda bence İngiltere Milli takımı asla elit sınıfta bir takım değil.

LOST #5

5. sezona da fırtına gibi giren dizinin en büyük özelliği devam ediyor. Merak etmeyin spoiler vermeyeceğim. Sözünü ettiğim konu bir sonraki bölümü izleyebilmek için günleri hatta saatleri saymamız mevzusu. 5. sezon 5. bölümü de devirdim, geçmez yine 1 hafta...

11 Şubat 2009

Marc Overmars

Genlerinden midir bilinmez Hollanda'da inanılmaz ofansif kanat oyuncuları yetişiyor. Mevcut jenarasyonda Arjen Robben, Robin Var Persie ve Ryan Babel bu mevki için bir çırpıda yazılabilecek en iyi 3 oyuncu. Ancak benim için Marc Overmars'ın yeri her zaman başka olmuştur. Soyadı kadar güzel vücut çalımları, Roadrunner'e taş çıkartan hızı ve soldan ceza alanına süzülüp sağ ayağıyla kaleye gönderdiği füzeleri unutmak mümkün mü?

Dizi ihanet etmeseydi belki de halen Barça'nın kaptanlığını yapıyor olacaktı. Sakatlığından sonra futbolu bıraktığında ise futbola başladığı yuvası Go Ahead'da teknik menajer olarak takıldı. Ta ki Jaap Stam'ın jübilesinde sahalara dönüp Ajax'ın Rumen sağ beki George Ogararu'yu maymuna çevirene dek. Bu maçta gösterdiği performansla futbola dönmesi konusunda büyük teşvik almış Marc. Hatta ciddi transfer teklifleri aldığı dahi konuşulmuş Hollanda'da. Bu büyük isteği geri çeviremeyen Overmars'ın ismi 2008-2009 sezonu başında Go Ahead takım kadrosu içerisinde yer almış ve futbola resmen dönüşü gerçekleşmiş. Takım arkadaşları kadar antrenman yapıp süre alamasa da zaman zaman takımda kendine yer buluyor...

Guus Hiddink Sezon Sonuna Kadar Chelsea'de!


Abramovich Rusya Milli Takımında maaşını cebinden ödediği Guus Hiddink'e Chelsea'yi de emanet etti. Bu yaz yarattığı mücadeleci ve teknik Rusya takımıyla hiç ihtimal verilmemesine rağmen bir anda kupada söz sahibi olmuşlardı. Yarı finalde geleni geçeni silindir gibi ezen İspanyol takımıyla oynamasalardı belkide kupaya bile uzanacaklardı.

Oynatmama değil, oynama çabasındaki hocaları her zaman sevmişimdir. Keşke zamanında Fenerbahçe'nin başındayken bizimle de sistemini oturtabilseydi de çok daha önceleri Avrupa'da söz sahibi olmaya başlasaydık. Ne diyelim sağlık olsun ve yeni takımıyla da başarılar kendisine...

10 Şubat 2009

Haftaiçi TV'de Futbol

10 Şubat Salı
21:45 Brezilya - İtalya // NTVSpor

11 Şubat Çarşamba
20:30 Türkiye - Fildişi Sahilleri // TRT 1
22:00 Fransa - Arjantin // NTVSpor
23:00 İspanya - İngiltere // TRT 1

09 Şubat 2009

Big Phil gitti, Zola mı geliyor?

Chelski ve Roman Abramovich'in son hoca kurbanı da "Big Phil" Luis Felipe Scolari oldu. Jose Mourinho'dan sonra Chelsea yedek kulübesine bir kaç gömlek küçük gelen Avram Grant'ın yerine Scolari'nin verimli olabileceğini düşünüyordum aslında ama İngiltere'de Güney Amerika aşısı bir kez daha tutmadı. Hoş, 5 yılını gömdüğü Portekiz'de de elinde elit oyunculardan kurulu bir kadro olmasına rağmen hiçbir kupaya ulaşamamıştı. 2002 Dünya Kupası'nın yeliyle Londra'ya kadar gelen Scolari'nin yeni rotası nasıl olacak merak ediyorum, tahminim yine Brezilya Milli takımına dönebileceği yönünde.

Scolari'nin selefi olarak taraftarlarca istenen en büyük aday ise eski bir Chelsea'li olan İtalyan Gianfranco Zola. Zola halen West Ham United takımının başında ve avukatının Guardian'a yaptığı açıklamaya göre Chelsea'den bu yönde gelen bir teklif şimdilik yok.

İstanbul Belediyesi 2 - 0 Fenerbahçe

Görsel, sanal alemde Fenerbahçe taraftarlarının kalesi olarak bilinen Antu'dan. Orada da sabırlar ve krediler tükenmiş durumda. Sayın Aragones yaptıkları, yapamadıkları ve sözleriyle hedef tahtasında.

Dün akşam da Fenerbahçe, Olimpiyat Stadında Belediyespor karşısında umulmadık bir mağlubiyet alınca sinirlerimiz gerildi. Rakip henüz 5. dakikada ofsayttan golü bulmuş olmasına rağmen cevap verebilmen için koca bir 85 dakikan var. Ayrıca elinde de hocası geçen sene takımı yürüye yürüye şampiyon yapamadığı için kovulan kaliteli (!) bir kadro var. Gel gelelim ilk yarıda Fenerbahçe'de tık yok. Abdullah Avcı'nın ileride rakibe basmaya dayanan oyun kurgusunu İBB takımı ilk yarıda çok güzel uyguladı. Deniz ve Emre'den kurulu defansif ortasaha 2'lisine doğru düzgün oyun kurma şansı verilmediği gibi kaptıkları topları akıllı tek paslarla Fenerbahçe kalesinde ciddi pozisyonlara dönüştürdüler. İlk yarı boyunca skoru değiştirmeye yönelik, üstünlük kurmaya yönelik bir çabası olmayan Fenerbahçe takımı devrenin sonlarına doğru rakibin 10 kişi kalmasıyla soyunma odasına rahat gitmişti belkide. Ancak takımın bu sene hemen hemen hiçbir takıma karşı oyunu rakip sahaya yıkamayan bir yapıda olması beni bu rahatlıktan uzakta tutuyordu.

İkinci yarı başladığında, rüzgarı arkasına alıp sağlı sollu gelmesi beklenen Fenerbahçe'de yine kıpırdama yoktu. Aragones 2. yarının başıyla birlikte oyunda Vederson-Uğur değişikliği yaparak tipik sistem değil adam değiştirme taktiklerinin örneklerinden birini sunuvermişti. Vederson'un yapamadığı neyi Uğur'un yapmasını bekliyordu ki bu değişiklikle... Rakip 10 kişi kalmış, üstelik bir önceki haftada Eskişehirspor'dan yenen 6 golün moralsizliği de üzerilerinde. Skor olarak 1-0 geridesin, ah be dede sormazlar mı sana bu durumda da forvetlerini ikilemezsen ne zaman ikileyeceksin. Dakikalar ilerlerken gol değil gol pozisyonu bile bulunamazken, takıma katıldığından beri golleriyle en büyük katkıyı yapmış, uzun yıllar sonra Fenerbahçe'ye gol krallığı kazandırmış Alex'i oyundan alıyorsun. Olsun en azından Semih ile Güiza ileride oynayacak nihayet diye sevinirken, aynı anda Güiza kenarda Kazım oyunda. Sistemsizliğin sistemi sahada, futbolcular birbirine giriyor, organize tek bir atak yok, uzaktan şutlar yok. Defansif olarak kademe anlayışı kaybolmuş, ilk müdaheleler başarısız. Kameralar Aragones'e dönüyor, sevgili hocamız yine dudağındaki uçukla oynayıp yerleri izliyor.

Kupadaki umut verici futbol beni umutlandırmıştı ama ligde son 3 haftada kaybedilen 7 puan bize şampiyonluğa maloldu. Bu karamsar tabloyu noktalarken son 8 sezonda 19. haftada alınan puanları vereyim ve Christoph Daum'u bir kez daha hatırlayalım.

2001/2002 - 37 - 2. (Werner Lorant - Mustafa Denizli)
2002/2003 - 36 - 6. (Werner Lorant - Oğuz Çetin)
2003/2004 - 41 - Şampiyon (Christoph Daum)
2004/2005 - 47 - Şampiyon (Christoph Daum)
2005/2006 - 51 - 2. (Christoph Daum)
2006/2007 - 41 - Şampiyon (Arthur Zico)
2007/2008 - 41 - 2. (Arthur Zico)
2008/2009 - 34 - ? (Luis Aragones)

Sleepwalker Genius


Sleepwalker Genius
, Türkçe çevirisiyle Uyurgezer Dahi... Bloguma da ismini veren bir lakap. Fenerbahçe'nin gelmiş geçmiş en iyi yabancı futbolcusu olarak Türk futbol tarihine ismini büyük puntolarla yazdıran Alex de Souza'dan bahsediyorum. Brezilya'da kariyeri yükselişe geçtiği dönemlerde Brezilya basınınca kendisine takılmış bir lakaptır Sleepwalker Genius. Saha içinde 90 dakika boyunca varlığı ile yokluğu belli olmayan genç Alex, maçın kopma anlarındaki öldürücü asist ve golleriyle tek başına maçlar kazandırıyordu. Sonrası herkesce biliniyor zaten, başarısız Parma deneyiminin ardından Brezilya'ya dönüş ve yeniden doğup Fenerbahçe'de efsaneleşmesi.

Bir futbol neslinin çoktan hayranlığını kazanmış olan Alex de Souza, Fenerbahçe taraftarı olarak Sarı - Lacivert çubuklu içerisinde benim de gördüğüm gelmiş geçmiş en verimli ve kaliteli yabancı futbolcu elbette. Alex'in futbol stilini bütün karakteristikleriyle anlattığını düşündüğüm lakabı Uyurgezer Dahi bundan böyle benim de futbol ana temalı blogumun felsefesini temsil edecek. Umarım ben yazarken, sizler de okurken keyifli vakit geçirirsiniz.

Vivam Sleepwalker gênio Alex de Souza...